Mobil uygulama için seçim yapınız.
  Android Ios  
ENDEKSLER
ATB 100. Yıl Belgeseli
  pdf video  
TÜRİB
Etkinlik Takvimi
Kasım Aralık 2021
pzt. sa. çr. prş. cm. cmt. pz.
29 30 1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 30 31 1 2
3 4 5 6 7 8 9
Ziyaretçilerimiz
IP Numaranız : 54.144.55.253
Şuan 10 kişi online
Bugün 427 kişi ziyaret etti.
Toplam Gösterim: 164302
Ankete Katıl
Borsamız organizasyonlarını hangi kanallardan takip ediyorsunuz?




Anket sonuçları için tıklayın    

Haberler

ÇİÇEKTE 500 MİLYON DOLARLIK İHRACAT HAYAL DEĞİL
Antalya Ticaret Borsası (ATB), sezon sonrasında Kesme Çiçek Sektörel Analiz Toplantısı düzenledi. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Soner Kazaz’ın moderatörlüğünde düzenlenen toplantıya, Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, Antalya Tarım ve Orman Müdürü Gökhan Karaca, Ziraat Odası Başkanı Nazif Alp, Karantina Müdürü Ekrem Çetin, Antalya Havalimanı Gümrük Müdürü Mustafa Güven, BATEM’den uzmanlar, ATB 6. Meslek Komitesi Üyeleri ile sektör paydaşları katıldı. Çiçek sektörünün sorunlarının gündeme geldiği toplantıda, sorunların giderilmesi halinde çiçekte 500 milyon dolarlık ihracatın gerçekleşebileceği ifade edildi. ATB Başkanı Ali Çandır, kesme çiçek sektörünün sorun ve önerilerini gündeme getirmek için her yıl sektör paydaşlarının katılımıyla sektörel analiz toplantısı düzenlediklerini belirtti. Çandır, toplantının çıktılarını karar vericilerle paylaşacaklarını kaydetti. Antalya Tarım ve Orman Müdürü Gökhan Karaca, kesme çiçek deyince Antalya’nın akla geldiğini belirtirken, birlikte hareket edebilen sektör paydaşlarının güçlü bir üretim potansiyeline sahip olduğunu kaydetti. Karaca, araziye ulaşım başta olmak üzere sektörün sorunlarının çözümü için çalıştıklarını anlattı. ANTALYA KESME ÇİÇEKTE LİDER Moderatör Prof. Dr. Soner Kazaz, Türkiye’de 54 bin dekar alanda süs bitkileri üretildiğini, 12 bin dekarını kesme çiçeğin oluşturduğunu kaydetti. Antalya’da yaklaşık 4 bin 500 dekar alanda kesme çiçek üretiminin yapıldığını söyleyen Kazaz, “Türkiye’de 4 bin 350 dekar alanda karanfil üretilirken, bunun 2 bin 700 dekarı Antalya’da” dedi. Türkiye’nin geçen yıl 36.7 milyon dolar kesme çiçek ihracatı gerçekleştirdiğini, bunun 34 milyon dolarını karanfil ihracatının oluşturduğunu kaydeden Kazaz, “Çiçek denince akla karanfil geliyor. İhracatımızın yüzde 95’ini karanfil oluşturuyor. Türkiye 2020 yılında 634 milyon dal karanfil ihraç etti. 34 milyon dolarlık karanfil ihracatımızın 32.3 milyon dolarlık bölümünü, Hollanda, İngiltere, Polonya, Bulgaristan ve Romanya olmak üzere 5 ülkeye gerçekleştirdik” dedi. YIL SONU İHRACAT HEDEFİ 130 MİLYON DOLAR Orta Anadolu Süs Bitkileri ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı İsmail Yılmaz, salgın döneminin ilk 2-3 ayında en çok etkilenen sektörlerin başında çiçek sektörünün geldiğini anımsatırken, “Sonra hızlı bir atılım ile 2020’de ihracatta 107 milyon doları yakaladık. 2021 yılında çiçek sektörü ciddi bir atılım içerisinde. 2021’in ilk 4 ayında 81 milyon dolarlık kesme çiçek ihracatı gerçekleştirdik. Kesme çiçek ihracatı bir önceki yılın ilk 4 ayına göre yüzde 101.69, canlı bitkiler ihracatı ise yüzde 23 oranında artış gösterdi. Yıl sonu için kesme çiçek ihracatında 115 milyon dolar hedefini koymuştuk ama bu performansla yıl sonunda 130 milyon dolarlık ihracatı yakalarız” dedi. Dünyada kesme çiçek tüketiminin büyük çoğunluğunun 16 gelişmiş Avrupa ülkesinde olduğunu, bu ülkelerle coğrafi olarak yakın olmamıza rağmen pazardan binde 8’lik pay alabildiğini kaydeden Yılmaz, ”Avrupa pazarında yüzde 3’lük paya sahip olursak çiçek ihracatımız 500 milyon doları bulur” dedi. Yılmaz, Tarım Bakanlığı bünyesinde süs bitkileri daire başkanlığı kurulması yönünde talepte bulunduklarını, söz almalarına rağmen bu yönde bir adım atılmadığına dikkat çekti. EN BÜYÜK SORUN İŞÇİLİK VE ARAZİ Ziraat Odası Başkanı Nazif Alp, sektörün en önemli problemlerinden birinin işçi sorunu olduğunu kaydetti. Alp, işgücüne ulaşımda büyük sorun yaşandığını, işçilik maliyetinin toplam maliyetin yüzde 25’ini oluşturduğuna dikkat çekti. Alp, çiçeğin merkezi olan Altınova’nın imara açılmaması gerektiğini de söylerken, “İmar gündeme alındığı zaman çiçek üretimini koruyamayız” dedi. BATEM Uzmanı Ayşe Serpil Kaya, ticarete konu olabilecek 8 karanfil çeşidi geliştirdiklerini bildirirken, “Bunları en kısa zamanda sektöre kazandıracağız” dedi. Kaya, Türkiye’nin ilk yerli karanfili Likya Kaya çeşidini özel sektörün kullanımına sunduklarını ve olumlu geri dönüşler aldıklarını belirtirken, “Yerli çeşitlerin ıslahına yönelik çalışmalarımız devam ediyor” dedi. ORGANİZE TARIM BÖLGESİ TALEBİ Toplantıya katılan sektör temsilcileri, üretim yapacak arazi bulmakta zorlandıklarını ifade etti. Katılımcılar, sektörün büyümesi, üretim ve ihracatın artması için Hazineye ait atıl durumdaki arazilerin çiçek üretimi için tahsisi edilmesini istedi. Antalya’da Organize Kesme Çiçek Üretim Bölgesi veya Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgesi kurulması gerektiğini dile getiren katılımcılar, organize bölgenin kurulmasıyla kümelenmenin sağlanabileceği, girdi maliyetinin azalacağı gibi avantajlar elde edeceklerini dile getirdi. ÇÖZÜM BEKLEYEN SORUNLAR Kesme çiçekte çeşit sorununa dikkat çeken sektör temsilcileri, en çok ihracatı yapılan karanfilin dışında da ürün çeşitliliğine ihtiyaç olduğunu kaydetti. Katılımcılar, yerli çeşit geliştirilmesi konusunda akademi dünyasından destek beklediklerini ifade etti. Katılımcılar, hedef pazar olan Avrupa’da tüketimi fazla olan kesme çiçek türlerinin yetiştirilmesi gerektiği vurguladı. Katılımcılar, seralarda elektrik sorunun giderilmesi için çalışma yapılmasını isterken, havayolu taşımacılığında kargo fiyatlarının yüksekliğinden yakındı. Fiziki mezatlar yerine dijital mezatların yapılmasını isteyen sektör temsilcileri, dijital ortamın pazarlamada etkin olarak kullanılabileceğini söyledi. Girdi maliyetlerinin yüksekliğine dikkat çeken katılımcılar, plastik, gübre, ilaç, işçilik ve enerji giderlerindeki artışı ürün fiyatlarına yansıtamadıklarını kaydetti. Katılımcılar, çiçekte ruhsatlı ilaç sıkıntısına dikkat çekerken, bu konuda Tarım Bakanlığı ve özel sektörün çalışma yapmasını istedi. Katılımcılar, karbon salınımı ile ilgili sektörü gelecekte bekleyen tehlikelere de değinirken, AB ülkelerinin 2022’den itibaren başlatacağı karbon vergisi konusunda da çalışma yapılması gerektiği belirtti.  

Detaylar...

KIRSALDAN GÖÇÜN TEMEL NEDENİ SOSYAL - 11.06.2021
Antalya Ticaret Borsası (ATB) ile Antalya Tarım Konseyi’nin (ATAK) işbirliğinde “Göç Kıskancında Antalya Tarımı ve Kırsalı” başlıklı toplantı çevrimiçi gerçekleşti. Gazeteci Galip Umut Özdil moderatörlüğünde düzenlenen toplantıya, ATB Meclis Başkanı Yardımcısı Abdullah İnan, Kent Tarihçisi Giray Ercenk, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Gülçubuk, Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Abdülkerim Sönmez konuşmacı olarak katıldı. GÖÇLERİN YÜZDE 13’Ü TARIM KAYNAKLI Ankara Üniversitesi Tarım Ekonomisi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Gülçubuk, 21. yüzyılın göç yüzyılı olacağını söylerken özellikle Koronavirüs salgını döneminde ülkelerin kendi kaosları, iklim değişikliği, politik ve ekonomik zorlukların insanları sürekli göçe zorladığını anlattı. Gülçubuk, son 10 yıl içinde dünyada 240 milyon nüfusun yasal ve yasal olmayan yollarla göç ettiğini belirtti. “Tüm göçlerin yüzde 13’ü tarım kaynaklı” diyen Gülçubuk, kuraklık, verim azlığı, gelir yetmezliği, sınır çatışmaları gibi etkenlerle insanların göç ettiğini kaydetti. ANTALYA’NIN TARIMI VE KIRSALI KISKAÇ ALTINDA Türkiye’de 1980 yılında nüfusun 25 milyonunun kırsalda yaşadığını, aynı dönem Antalya’da kırsal nüfusun 468 bin olduğunu bildiren Bülent Gülçubuk, 2000 yılında Türkiye kırsal nüfusunun 24 milyona düşerken, aynı dönem Antalya’nın kırsal nüfusunun 784 bine çıktığına dikkat çekti. Gülçubuk, “Büyükşehir yasasının çıktığı 2012 yılında kır nüfusumuz 17 milyona düşerken, Antalya’nın kır nüfusu 600 bine düşmüş. Köy nüfusu mutlak olarak en fazla olan 10 ilden biri Antalya’dır. 2000 yılında Antalya nüfusunun yüzde 54’ü şehirde, 46’sı kırda yaşarken, Antalya şehir merkezin nüfus yoğunluğu 45 iken köyde 38 olmuş” dedi. 2000 yılında Antalya’nın toplam tarım alanı 4.5 milyon dekar iken, 2020 yılında yüzde 20 daralarak 3.6 milyon dekara düştüğüne dikkat çeken Prof. Dr. Gülçubuk, “Antalya’nın tarımı ve kırsalı kıskaç altında. Antalya’da turizm derken neleri kaybediyoruz buna bakmak lazım” dedi. KIRSALIN GELİRİ ORTALAMANIN ÜZERİNDE DÜŞTÜ Kırdaki nüfusu yerinde tutabilmek için tarım politikalarına ihtiyaç olduğunu vurgulayan Bülent Gülçubuk, “Kırsalda yaşam maliyeti giderek artıyor, reel gelir düşüyor. Son 10 yılda ülkemizde nüfus başına reel gelirimiz yüzde 17 düşerken, tarımda çiftçi nüfusunda bu düşüş yüzde 25 olmuş. 2010 yılda kişi başı milli gelir 12 bin dolar iken bugün bu 8 bin 800 dolara düştü, tarım alanında kişi başı milli gelir 2 bin 900 dolar. Gelir yetmeyince insanlar göç ediyor” diye konuştu. Kırsaldaki insanın devletten, iş, eğitim, sağlık, teknoloji, altyapı, sosyal güvenlik, iletişim beklediğini kaydeden Prof. Dr. Gülçubuk, “Kırsal, yaşam güvenliği, gıda, gelir güvenliği bekliyor. Kırsaldaki insanı yerinde tutamak için eğitim, sağlık, elektrik, su, istihdam barajı yapmalıyız” diye konuştu. Pandemi döneminde İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı’nın (OECD) yaptığı çalışmayı paylaşan Bülent Gülçubuk, eğitim için bilgisayara erişim konusunda Türkiye’nin 77 ülke arasında 64. sırada, internete erişen öğrenciler sıralamasında 70. sırada yer aldığına dikkat çekti. Gülçubuk, “Bu Türkiye ortalaması, bir de kırsalı düşünün” dedi. EKONOMİ ARTIK BİRİNCİ SIRADA DEĞİL Yaptıkları son araştırmalara göre, kırsaldan kente göçün nedenleri arasında ekonominin birinci sırada olmadığını, eğitim, sağlık, yaşlıların bakımı, kadınların çalışma koşullarının iyileştirilmesi gibi sosyal konuların ilk sıralarda yer aldığını bildiren Gülçubuk, “İnsanlar ekonomiyi bir şekilde düzeltebiliyor ama diğer fırsatlara ulaşmada zorlanıyor. Gençlere, çocuklara, kadınlara kırsalda neler verebiliriz, onları hangi altyapı ile tutabilirize bakmak lazım. Kırsalı yerinde tutacak politikalara ihtiyacımız var. Tarıma dayalı küçük sanayi geliştirilmeli, eğitim, sağlık, sosyal alanda yeni politikalar oluşturulmalı” dedi. Göç ile birlikte Antalya’nın kendi içindeki uçurumların arttığını, Yörük kültürü ve tarım kültürünün yerini popüler kültüre bırakmaya başladığını kaydeden Prof. Dr. Bülent Gülçubuk, “Antalya kendine yabancılaşmaya başlıyor” dedi. Antalya’da yan yana olan ilçeler arasında bile gelişmişlik konusunda derin farklılıklar bulunduğunu anlatan Gülçubuk, “İnsani Gelişmişlik Endeksine baktığımızda Muratpaşa ilçesi Türkiye’de 4. Sırada iken, yanı başındaki Serik ilçesi endekste 62. Sırada, Gündoğmuş ise 600. Sırada. Bir il kendi içinde bu kadar farklılıkları barındırabilir mi?” diye sordu. ANTALYA VAHŞİ VE PLANSIZ GÖÇE KURBAN EDİLİYOR Antalya’nın vizyonunu oluştururken göçü gündemine oturtması gerektiğini kaydeden Bülent Gülçubuk, “Antalya vahşi ve plansız göçe kurban ediliyor. Antalya’nın göç konusunda bir tasarıma ihtiyacı var. Yoksa bugün turizmden para kazanan Antalya, bıçak sırtı olan turizmi başka bir şeyle ikame edemediği zaman kendi içinde yoksullaşır” dedi. KÖYDE EĞİTİME ULAŞAMAMA GÖÇÜN EN BÜYÜK NEDENİ ATB Meclis Başkanı Yardımcısı Abdullah İnan, köyde eğitim ve sağlık hizmetlerine ulaşamamanın şehre göçün en büyük nedeni olduğunu söyledi. İnan, “Kırsalı dinamitleyen milli eğitim politikalarıdır. Eskiden 5 çocuklu köyde bile öğretmen vardı. Öğretmenlerimiz köylünün danıştığı akil insandı. Şimdi köyde eğitimli insan yok. Köylü kaderine terk edilmiş durumda. Taşımalı eğitim sistemi biran önce bitirilmeli. Köylü sağlık hizmetine yerinde ulaşabilmeli” dedi. Köylünün üretimi bırakıp çocuğunun eğitimi için asgari ücreti göze alarak şehre göç ettiğini vurgulayan İnan, “Kırsalın yaşam kalitesini yükseltmediğiniz sürece ne kadar destek verirseniz verin insanı köyde tutamazsınız” dedi. MEDCEZİR BENZETMESİ Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Abdülkerim Sönmez, şehre göçen insanların toprakla bağını medcezire benzetti. Sönmez, “Güz gelince şehre, yaz gelince köye giden bir yapıya sahibiz. Her iki alanda de ayağının olmasını isteyen, kırda ise ayağını sıkı tutamayan bir yapımız var” dedi. Kırsalda çiftçilikle uğraşan nüfusun tarımsal gelire bağlılık oranının toplam hane halkı geliri içinde 1994 yılında yüzde 79 iken, 2017 yılında yüzde 43’e düştüğüne dikkat çeken Sönmez, “Kırsalda yaşayan tarımla geçinemediği için tarım dışına çıkıyor. Uzun vadede çocuklarının bekasını temin edebileceği bir alan yaratmak istiyor. Bunda da eğitim seçenek olarak birinci sırada” dedi. Sönmez, kırla kent arasındaki refah düzeyinin yaklaştırılması gerektiğini vurguladı. KIRSALI GÜÇLENDİRELİM Kent Tarihçisi Giray Ercenk, tarihten bu yana kırsalın her zaman sahili beslediğini anlatırken, kırsalın üretimdeki önemine değindi. Kırdaki üretim koşullarını değiştirmek ve güçlendirmek gerektiğini kaydeden Ercenk, turizmi dağlara taşıyacak politikalara ihtiyaç olduğunu söyledi. Ercenk, “Sahilin cazibesini dağlarda tutacak yeni turizm yapılanmasına ihtiyaç var. Turizmi geniş bir havzada değerlendirebilirsek göçün önüne geçilir” dedi.

Detaylar...

İHRACAT VE YATIRIMLARDA YEŞİL DÖNÜŞÜM RİSKİ
TEPAV Program Direktörü Prof. Dr. Güven Sak, Türkiye’nin acilen Paris İklim Anlaşması’nı Meclis’te onaylaması gerektiğini söylerken, “Türkiye, Paris İklim Anlaşmasını onaylamazsa ihracatında maliyetler artacaktır” dedi. Antalya Ticaret Borsası (ATB) ve Antalya Tarım Konseyi’nin (ATAK) işbirliğinde Dünya Gazetesi ve TEPAV’ın katkılarıyla Dünya Çevre Günü’nde “Sürdürülebilir Çevre İçin Üretim ve İhracatta Karbon Ayak İzi” başlıklı toplantı düzenlendi. Dünya Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ moderatörlüğünde gerçekleşen çevrimiçi toplantıya, Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) Program Direktörü Prof. Dr. Güven Sak, ATB ve ATAK Başkanı Ali Çandır, Cantek Group Yönetim Kurulu Başkanı Can Hakan Karaca konuk olarak katıldı. İHRACATIN SEKTEYE UĞRAMAMASI İÇİN YEŞİL DÖNÜŞÜM ŞART Borsa olarak 2021 yılında “sürdürülebilirliğe” odaklandıklarını kaydeden Ali Çandır, “Sürdürülebilirlikle ilgili farkındalık yaratmak için çalışmalar yürütüyoruz. Tarım toprağımızdan havamıza, suyumuza kadar bütün çevreye sahip çıkmak hedefimiz” dedi. Son yüzyıldır daha çok tüketmek, daha çok kazanmak için gelecek nesillerin kaynaklarının bugünden tüketildiğini söyleyen Çandır, bu yanlıştan dönülmesi gerektiğini vurguladı. Avrupa Birliği’nde yeşil mutabakatın temelinin 2009 yılında atıldığını anımsatan Çandır, ticaretin de bu yönde şekillendiğine dikkat çekti. Çandır, 453 milyonluk tüketici kapasitesiyle en önemli hedef pazarlarımız olan Avrupa Birliği’ne 2020 yılında 69 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdiğimizi belirtirken, “Toplam 169 milyar dolarlık ihracatımız içerisinde her geçen gün artan AB’nin payı yüzde 41.3’tür. AB’nin sera gazı emisyonu düşük ürünlerin ticaretine izin verme yönünde eğilimi var. Ticaretimizin, ihracatımızın sekteye uğramaması için önlemimizi geç kalmadan almalı, yeşil dönüşümü hayata geçirmeliyiz” diye konuştu. ANTALYA 3. BAŞARI HİKAYESİNİ YEŞİL MUTABAKATLA YAZABİLİR AB’nin önümüzdeki yıl karbon vergisini uygulamayı hedeflediğine dikkat çeken Çandır, karbon vergisiyle gümrüklerde ek maliyetle karşı karşıya kalınacağını kaydetti. Kamunun karbon aya izinde öncülük yaparak tüm sektörleri bu döneme hazırlanması gerektiğini söyleyen Çandır, “Yeşil mutabakatla ilgili ek maliyetler gelecek, buna şimdiden hazırlıklı olmalıyız. Sektörel hamleleri kamunun ve yerel yönetimlerin gücüyle harekete geçebilirsek Antalya, 1980’lerde turizmde, 1990’larda örtü altı tarımdaki başarı hikayesi gibi üçüncü başarı hikayesini yeşil mutabakatla yazabilir” dedi. Çandır, karbon ayak izini dikkate alarak üretim ve ticaretini şekillendiren firmaların ticaretteki avantajlarını anlattı. TÜRKİYE GEÇ KALMAMALI TEPAV Program Direktörü Prof. Dr. Güven Sak, Türkiye’nin yanı başında şekillenen yeşil ticaret bölgesinin NATO’dan sonraki en önemli yeniden yapılanma olduğunu söyledi. İklim değişikliğinin artık gündemin merkezine oturduğunu kaydeden Sak, 2019 yılı Aralık ayında AB’nin yeşil mutabakatı açıkladığını, 2020 Aralık ayında ABD’nin yeşil mutabakatı gündemine aldığını Türkiye’nin bu konuda geç kalmaması gerektiğini vurguladı. PARİS İKLİM ANLAŞMASI BÜYÜME VE İSTİHDAMIN AYRILMAZ PARÇASI Türkiye’nin G20 dönem başkanıyken 2015’te Paris İklim Anlaşmasını imzaladığını ancak Meclis’te anlaşmayı onaylamayan tek G20 ülkesi olduğuna dikkat çeken Sak, “Türkiye’nin zaman geçirmeden biran önce 2021 gündemine intibak için çaba harcaması gerekiyor. Yanı başımızda böyle bir bölge şekillenirken, ihracatımızın yüzde 60’ının gittiği G7 ülkeleri buna uyum sağlarken, bizim açımızdan yeni maliyetlere yol açacak bir durgunluk döneminin içerisindeyiz. Bundan bir an önce çıkmamız gerekiyor. Eskiden iklim değişikliğiyle ilgili adım atmak maliyet unsuru olarak görülüyordu. Ama şimdi büyüme ve istihdam gündeminin ayrılmaz parçası haline geliyor. Türkiye’nin bunun dışında kalması büyük eksiklik. Türkiye teknolojik değişime ve sıçramaya intibak edemez ise rekabet gücü kaybolur. Bu dönüşümün dışında kalınmamalıyız. Karbon emisyonu azaltılması için ekonomik program hazırlamalıyız. Türkiye, bu konuda bölgede lider olmak istiyorsa talepte bulunmalı. Orta ve uzun vadeli kalkınma programları yapmalı. Hangi bölgede hangi teknolojik sıçramayı yapacak programlar yapılmalı. Çünkü her il, her ilçe farklı etkilenecek” diye konuştu. DÜNYA BANKASI FİNANSMANINDA İKLİM ŞARTI Türkiye’de bazı bankaların, termik santral projelerini finanse etmeme yönünde kararlar aldığını, Dünya Bankası’nın 2023’ten itibaren Paris İklim Anlaşmasına uymayan projeleri finansa etmeyeceğini açıkladığını, Avrupa Yatırım Bankası’nın finanse edeceği altyapı projelerinde karbon emisyonlarını azaltma hedefini aradığını belirten Güven Sak, yeşil dönüşümün önemini vurguladı. Sak, İklim Anlaşmasının 2050 hedeflerinde tarımda kimyasal pestisit kullanımının yüzde 50 azaltılması, gübre kullanımının yüzde 20 azaltılması, gıda atığının yarı yarıya azaltılması, su ve toprak yönetimiyle ilgili maddelerin bulunduğunu kaydederken, teknolojik olarak buna uyum sağlamamız gerektiğini vurguladı. İKLİM KİRİZİNDE ÜRETİM MODELLERİ DESTEKLENMELİ Cantek Group Başkanı Can Hakan Karaca, insanların gıda alırken sağlıklı olması, yerelde üretilmesi, çevreyi kirletmeden üretilmesine dikkat ettiğini belirtirken, bitki fabrikalarının tam da bu beklentiye yönelik hazırlandığını kaydetti. Gelişmiş ülkelerin çevreci figürlerle üretilmiş, kalıntı olmayan, suyu az kullanan, atığı çevreye bırakmayan, böcek öldürmeyen, dar yerlerde gıda üretmek istediğini belirten Karaca, bu beklentileri karşılayan yüzde 100 yerli bitki fabrikasını Antalya’da hayata geçirdiklerini anlattı. Karaca, bitki fabrikalarında her türlü ürünün üretilebildiğini söylerken, 20-30’da bir arazide eşdeğer miktarda bitkinin üretilebildiğini kaydetti. Türkiye’de gıdanın uygun fiyatla ve kaliteli üretildiğini söyleyen Karaca, “Yerli ve milli bir alternatif olarak dünyaya bitki farikalarını satmak üzere projemizi geliştiriyoruz” dedi. Son yüzyılda yarım derece artan sıcaklığın, önümüzdeki 10-15 yıl içerisinde yarım ile 1.5 derece arasında artacağının görüldüğünü belirten Karaca, “Pandemiden sonra karşılaşacağımız en büyük kriz küresel iklim krizi olacak. Stratejik olarak tarımda da buna hazırlanmak gerekiyor. Hükümet bunu gündemine alıp gerekli yatırımları desteklemeli. Bitki fabrikaları Tarım Bakanlığı’nın literatürüne girmeli ve destekleme programlarına alınmalı” diye konuştu.  

Detaylar...

ANTALYA TİCARET BORSASI MAYIS AYI HAL ENDEKSİNİ AÇIKLADI
Antalya Ticaret Borsası (ATB), Mayıs ayı Antalya Halleri Domates, Sebze ve Meyve Endeksini açıkladı. Antalya hallerinde işlem gören domates, sebze ve meyvelerin işlem miktar ve fiyatlarıyla ilgili endeks değerlerinin değişimleri, 2021 Mayıs ayında bir önceki aya göre ve geçen yılın aynı ayına göre aşağıda verilen tablodaki gibi değişti:     Mayıs ayında miktar endeksleri, domateste 83, sebzede 98 ve meyvede 125 olarak gerçekleşirken, fiyat endeksleri domateste 202, sebzede 180 ve meyvede 309 olarak gerçekleşti. Mayıs ayı endeksleri miktarda bir önceki aya göre (aylık) domateste % 5.90 artarken, sebzede % -0.45 azaldı ve meyvede ise % 84.84 artış gösterdi. Geçen yılın aynı ayına göre (yıllık) domates miktarı % -28.63, sebze % -36.60 ve meyve miktarı ise % -33.96 azaldı. Böylece miktar endekslerinde; Kasım, Şubat, Mart ve Nisan aylarından sonra Mayıs ayında da aynı azalış eğilimi devam etti. Domates miktar endeksi, geçen yılın Mayıs ayına göre (yıllık) % -28.63’lük düşüş gösterirken, fiyat endeksi ise geçen yılın Mayıs ayına göre (yıllık) % 24.19 arttı. Miktar endeksindeki bu düşüş, son altı yılın en yüksek miktar azalışını, fiyat endeksindeki artış ise son altı yılın üçüncü en yüksek fiyat artışını gösteriyor. Sebze miktar endeksinde, geçen yılın Mayıs ayına göre (yıllık) % -36.60’lık düşüş olurken, fiyat endeksinde geçen yılın Mayıs ayına göre (yıllık) % 13.69’luk artış yaşandı. Miktar endeksindeki bu düşüş, son altı yılın en yüksek miktar azalışını, fiyat endeksindeki artış ise son altı yılın üçüncü en yüksek fiyat artışını gösteriyor. Meyve miktar endeksi, geçen yılın Mayıs ayına göre (yıllık) % -33.96 düşerken, fiyat endeksi ise geçen yılın Mayıs ayına göre (yıllık) % 22.28 arttı. Miktar endeksindeki bu düşüş, son altı yılın en yüksek miktar azalışını, fiyat endeksindeki artış ise son altı yılın üçüncü en yüksek fiyat artışını gösteriyor. Aylık gerçekleşmeler aşağıdaki tablolardaki gibi değişti:   Bir önceki aya göre (aylık) domates işlem miktar endeksi; Mayıs ayında % 5.90 artarken, işlem fiyatı endeksi ise bir önceki aya göre % -36.72’lik azalış gösterdi. Bir önceki aya göre sebze miktar ve fiyat endekslerindeki aylık değişimlerin seyri, genel olarak önceki iki yılla uyumlu oldu. Buna göre sebze işlem miktar endeksi Mayıs ayında % -0.45, fiyat endeksi ise % -45.74 azaldı. Son üç yılın Mayıs aylarında sebze miktar endeksleri giderek düşen bir artış gösterirken, bu Mayıs ayında doğrudan azalan bir işlem miktarı yaşandı. Sebze fiyat endeksleri ise Mayıs ayında son üç yıl boyunca düşüş eğilimi içerisinde bulundu. Bir önceki aya göre (aylık) meyve işlem miktar endeksi, Mayıs ayında % 84.84 artarken, işlem fiyat endeksi % -35.20 azaldı. Antalya hallerinde işlem gören meyvenin 2021 yılı Mayıs ayı endeks değişimleri, miktarda ve fiyatta önceki iki yılın değişimleriyle uyumluluk gösterdi.  

Detaylar...

NEFES ALDIRACAK KREDİ
Antalya Ticaret Borsası(ATB), koronavirüs nedeniyle ekonomik sıkıntı çeken üyelerinin finansmana erişimini kolaylaştırmak için Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği öncülüğünde uygulamaya konan Nefes Kredisini kullanıma sundu. 6 ay ödemesiz olacak kredi, 12 eşit parçada ödenebilecek. Antalya Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Ali Çandır, koronavirüs nedeniyle bir çok ilde olduğu gibi Antalya’nın da ciddi bir ekonomik sıkıntıyla karşı karşıya olduğunu söyledi. Tüm sektörlerde olduğu gibi tarım sektörünün de ekonomik sıkıntı yaşadığını ve finansmana erişimde zorlanıldığını kaydeden Çandır, ekonomik zorluk çeken üyelerini bir nebze olsun rahatlatmak için nefes kredisini devreye koyduklarını belirtti. ZORLU DÖNEMİ BİRLİKTE ATLATACAĞIZ ATB Başkanı Çandır, TOBB ve 365 oda borsanın tüm kaynaklarını Nefes Kredisi’ne aktardığını kaydederken, “İşletmelerimiz ekonomimizin lokomotifi. İşletmelerin mutlaka ayakta kalması lazım. Antalya Ticaret Borsası olarak her zaman olduğu gibi yaşanan ekonomik sıkıntıda da üyelerimizin yanındayız. Bu zorlu dönemi birlikte atlatacağız” diye konuştu. Çandır, Nefes Kredisi’nin hayata geçirilmesinde emeği bulunan TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Hazine ve Maliye Ekonomi Bakanı Lütfi Elvan ile Ticaret Bakanı Mehmet Muş’a teşekkür etti. 6 AY ÖDEMESİZ KREDİ Ali Çandır, 1 Haziran’dan itibaren kullanıma sunulan nefes kredisiyle ilgili bilgi verdi. Çandır, nefes kredisinin 6 ay ödemesiz olduğunu belirtirken, 6 ayın sonunda 12 eşit parçada ödenebileceğini kaydetti. Nefes kredisi için başvuruların Borsa’dan alınacak faaliyet belgesi ile Ziraat Bankası, Vakıfbank, Halkbank, İş Bankası, Garanti Bankası, Yapı ve Kredi Bankası, Akbank, Denizbank, Ziraat Katılım ve Vakıf Katılım Bankası’na yapılabileceğini belirten Çandır, kredi faizinin yıllık yüzde 17.50 olacağını kaydetti. Çandır, Kredi Garanti Fonu’nun (KGF) Hazine desteğiyle kredilere kefil olacağını belirtti. Çandır, “Üyelerimiz üyelik belgesini Borsamıza gelmeden online alabilirler” dedi. Nefes kredisinden cirosu 10 milyon TL ve altında olan ve 2020 yılı cirosunda 2019 yılına göre yüzde 25 kayıp yaşayan işletmeler faydalanabilecek. 2019 yılından sonra kurulmuş işletmelerde ciro kaybı şartı aranmayacak. 2020 yılı cirosu 1 milyon TL’yi aşmayan KOBİ’ler azami 50 bin TL, cirosu 1-10 milyon TL arasında olan KOBİ’ler ise azami 200 bin TL kredi kullanabilecek.  

Detaylar...

SÜTTE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK KONUŞULDU
Antalya Ticaret Borsası (ATB) ile Antalya Tarım Konseyi (ATAK) işbirliğinde 1 Haziran Dünya Süt Günü öncesinde “Sürdürülebilir Süt Politikası, Sağlıklı Gelecek” başlıklı çevrimiçi program düzenlendi. Dünya Gazetesi Tarım Yazarı Ali Ekber Yıldırım’ın moderatörlüğünde düzenlenen toplantıya, Akdeniz Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Küçükçetin, Eskişehir Mahmudiye Çifteler Han İlçeleri Süt Üreticileri Birliği Başkanı Güner Özer, Antalya Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Üyesi ve Hayvancılık Kooperatifleri Antalya Birliği (HAYKOOP) Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Simav, Tüm Süt, Et ve damızlık Sığır Yetiştiricileri Derneği (TÜSEDAD) Başkanı Sencer Solakoğlu, Elmalı ve Çevresi Tarımsal Kalkınma Kooperatifi ve Elmalı Ziraat Odası Başkanı Salih Kurubaş katıldı. ATB ve ATAK Başkanı Ali Çandır, hayvancılık politikalarının sürdürülebirliğinin sağlanmasında sütün önemini vurgularken, 1 Haziran Dünya Süt Günü öncesinde sütü konuşmak için sektör temsilcilerini bir araya getirdiklerini belirtti. Çandır, konuklara katılımları nedeniyle teşekkür etti. Moderatör Ali Ekber Yıldırım, toplantıya süt içerek başladı. Sağlıklı gelecek için sağlıklı bir süt üretim sisteminin oluşturulması gerektiğini kaydeden Yıldırım, yılbaşından bu yana hayvancılığın en önemli girdisi yem fiyatının 8 defa artmasına karşın süt fiyatının yerinde saydığına dikkat çekti. Enflasyon kaygısıyla süt fiyatında hep sıkıntı yaşandığını söyleyen Yıldırım, sütün durumunu konuşmak üzere toplantının organize edildiğini belirtti. SAĞLIKLI NESİL İÇİN SÜTE ULAŞIM SAĞLANMALI Akdeniz Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Küçükçetin, Dünya Süt Günü’nün sütün tüketimini artırmak ve faydalarına dikkat çekerek farkındalık yaratmak için her yıl kutlandığını belirtti. Kalsiyum, fosfor, protein bakımından zengin olan temel gıda olan sütün tüketilmesinin insan sağlığı için önemini vurgulayan Küçükçetin, ülkemizde süt tüketiminin yetersizliğine dikkat çekti. Kişi başı yıllık süt tüketiminin İrlanda’da 125 kilogram, Almanya’da 53 kilogram iken Türkiye’de 40 kilogram olduğunu bildiren Küçükçetin, “Süt tüketiminde geçmişe göre daha iyi durumdayız ama bu miktar artırılmalı” dedi. İstanbul’da yapılan bir anketin sonuçlarını paylaşan Küçükçetin, katılımcıların yüzde 67’sinin süt içme alışkanlığının olmadığını, süt içmeyenlerin yüzde 64’ünün ise neden içmediğini bilmediğini kaydetti. Ankete katılanların yüzde 51’inin süt fiyatını pahalı bulduğunu söyleyen Küçükçetin, süt içme alışkanlığının yüzde 79’unun okul öncesi dönemde kazanıldığına dikkat çekti. Küçükçetin, süt tüketimini teşvik edici en önemli aracın medya çalışmaları olduğunu belirtirken, “Sağlıklı nesiller yetiştirmek istiyorsak, topluma süt içme alışkanlığı kazandırmalıyız, süte ulaşımı sağlamalıyız. Süt fiyatları tüketimin önünde önemli bir engel olabileceği öngörüsüyle sütün fiyatlandırılması konusuna dikkat edilmeli. Okul sütü projeleri ülke çapında ve uzun süreli devam etmeli” dedi. 7 ÜYEDEN BİRİ İŞİ BIRAKTI Eskişehir Mahmudiye Çifteler Han İlçeleri Süt Üreticileri Birliği Başkanı Güner Özer, hayvancılıkta küçük üreticinin her geçen gün kan kaybettiğini söyledi. Hayvancılığın sürdürebilmesi için üreticinin para kazanması gerektiğini vurgulayan Özer, “Süt fiyatı belirlendiği günden bu yana yeme yüzde 69 zam geldi. Sadece son 15 günde yeme 3 defa zam geldi ama süt fiyatı aynı kaldı. Ulusal Süt Konseyi süt fiyatını belirliyor ama girdilere müdahale etmiyor. Elektrik, işçilik, mazot, gübre, yem fiyatı sürekli artarken süt fiyatı sabit kalınca üretici enflasyonun altına eziliyor. Süt fiyatına müdahale ediliyorsa maliyetlere de müdahale edilmeli. Süt yem 1.3 pariteye sabitlenmeli. Herhangi bir tarafın artması ya da düşmesi halinde bunların birlikte hareket ediyor olması sürdürülebilirliğin temelini oluşturacaktır” diye konuştu. Güner Özer, yem süt paritesinin 1.3 olduğu düşünüldüğünde çiğ süt fiyatının 2.80 TL değil 3.50 TL olması gerektiğini kaydetti. Para kazanamayan üreticinin işini bıraktığını söyleyen Özer, “Son 6 içinde bünyemizdeki 478 üyeden 73 işletme şartlara dayanamayarak işi bıraktı. Bunu Tarım Bakanlığı’na rapor ettik” dedi. SÜT BİTERSE ET KRİZİ ÇIKAR ATB Yönetim Kurulu Üyesi ve HAYKOOP Başkanı Hüseyin Simav, Antalya’da yıllık 400 bin ton süt üretildiğini, bunun sadece 150 bin tonunun kayıt altında sanayiciye ulaştırıldığını kaydetti. Antalya’da günlük 90 ton sokak sütünün sağlıksız koşullarda satışa sunulduğunu söyleyen Simav, Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin sağlıklı sütü vatandaşa ulaştırma konusunda çalışma yürüttüğünü, bunun sevindirici olduğunu kaydetti. Süt tüketimini artıracak kampanyalara ihtiyaç olduğunu vurgulayan Hüseyin Simav, bunun Tarım Bakanlığı kanalıyla ülke genelinde yapılmasını talep etti. Simav, okul sütü programının devam etmesini istedi. Kuraklığın bu yıl büyük sorun olarak hayvancılığı da olumsuz etkileyeceğini kaydeden Simav, daha önce kendi kaynaklarıyla yemini üreten küçük üreticinin kuraklık nedeniyle bu yıl sıkıntı yaşayacağı uyarısında bulundu. Simav, “Ciddi tedbirler alınmazsa girdi maliyetlerine dayanamayan küçük aile işletmelerinin büyük çoğunluğu sonbaharda son nefesini verip, hayvancılığı bırakacak. Devlet süte acil teşvik vermeli. Yem süt paritesi 1.3 olacak şekilde teşvik verilmeli. Süt biterse 17 ay sonra et krizi çıkar” öngörüsünde bulundu. Simav, aile işletmelerinin kırsalın ayakta kalması için ve işsizliğin önündeki çok önemli bir yapı olduğunu bu yapının yaşatılması gerektiğini ifade etti. SANAYİCİ TARIMIN ÖNEMİNİ KAVRADIĞI ZAMAN KALKINABİLİRİZ Tüm Süt, Et ve damızlık Sığır Yetiştiricileri Derneği (TÜSEDAD) Başkanı Sencer Solakoğlu, girdi fiyatlarının kontrol dışı yükseldiğini belirtirken, süt fiyatının girdi fiyatlarıyla baş edemediğini kaydetti. Kooperatiflerin büyük sanayici ile çiğ süt üzerinden rekabet edemeyeceğini, sütü yöresel ürünlere çevirerek rekabet edebileceğini söyleyen Solakoğlu, “Türkiye’de 200’e yakın yöresel peynir çeşidi var. Yöresel ve coğrafi işaretli ürünlerin katma değeri yüksek. Bu potansiyel değerlendirilmeli. Tüketicinin alım istemi artırarak küçük üretici satışını artırabilir. Bakanlık da bu konuyu teşvik etmeli” dedi. Yem ve sütte 1.3 paritenin başa baş nokta olduğunu kaydeden Solakoğlu, üreticiyi teşvik etmek için 1.5 paritesinin sağlanması gerektiğini vurguladı. “Türkiye’nin sanayileşmesi için tarımda kalkınması şarttır” diyen Solakoğlu, Türk sanayicisinin tarımın önemini kavradığı zaman kalkınmanın sağlanabileceğini ifade etti. “Tarım adeta açık hava kumarhanesine döndü” diyen Solakoğlu, bir sene para eden soğanın ertesi sene para etmediği için sürüldüğünü anımsattı. Solakoğlu, “Artık kaybedecek zamanımız yok. Tarımda gerekli adımları atmalıyız” dedi. İNEKLER MEZBAHAYA GİDER Elmalı ve Çevresi Tarımsal Kalkınma Kooperatifi ve Elmalı Ziraat Odası Başkanı Salih Kurubaş, devletin 1 TL’lik teşvikiyle çiğ süt fiyatının 3.50 TL olması gerektiğini söyledi. Gerek pandemiden kaynaklı turizmin daralması nedeniyle gerekse alım gücünün azalması nedeniyle süt ve süt ürünleri tüketiminde düşüş olduğunu bildiren Kurubaş, “Şu an ürünümüzü satamıyoruz. Elimizdeki ürünü satamazsak inekler mezbahaya gider” dedi. Kurubaş, yerel yönetimlerin süt alımı yaparak üreticiyi destekleyebileceğini söyledi.    

Detaylar...

ATB MAYIS MECLİSİ TOPLANDI
Antalya Ticaret Borsası (ATB) Mayıs ayı Meclis Toplantısı, Meclis Başkanı Erdoğan Ekinci başkanlığında çevrimiçi yapıldı. Yönetimin bir aylık çalışması hakkında üyelerin bilgilendirildiği Meclis’te, ATB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Çandır, tarım, ekonomi ve gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. HAZİRAN AYI AŞI TAKVİMİNE SADIK KALINMALI 17 günlük kapanma ve hafta sonu kapanmalarının vaka sayalarının azalmasını sağladığını, ancak salgının sürdürülebilir şekilde azaltılması ve ortadan kaldırılmasında aşılamanın önemli olduğunu kaydeden Ali Çandır, “Haziran ayı için açıklanan aşılama takvimi, bu bakımdan hayati derecede öneme sahiptir. Bütün dileğimiz, bu aşılama takvimine sadık kalınması ve bir an önce nüfusumuzun anlamlı çoğunluğunun aşılanmasıdır. Böylece tedbirleri elden bırakmadan işimize gücümüze bakmamız mümkün olacaktır” dedi. SALGININ MALİYETİ ANTALYA’NIN ÜZERİNDE Salgın nedeniyle 1 yıldır devam eden düşük kapasite ile çalışmanın Mayıs ayında da devam ettiğini, bundan da en çok Antalya’nın etkilendiğini kaydeden Ali Çandır, ekonomik afet bölgesi ilan edilme taleplerinin karşılık bulmadığını ifade etti. Çandır, “Bu salgının en büyük maliyetini Antalya yüklendi. Öyle ki, ülkemizin bir birimlik maliyetine karşılık Antalya bunu üç birim olarak yaşadı ve yaşamaya da devam ediyor. Onun için ekonomik afet bölgesi ilan edilmeyi talep ettik ancak ortalama tedbirlere tabi olduk” diye konuştu. VARLIĞIMIZ İÇİN DESTEKLER DEVAM ETMELİ Bugüne kadar uygulanan ortalama tedbirlerden uygun faizli kredi, KDV ve stopaj indirimleri ile bazı kamu ödemelerinin ertelenmesi gibi uygulamaların iş dünyasına faydasının olduğunu kaydeden Çandır, ancak KDV ve stopaj indirimleri ile ilave sigortalı istihdam prim destekleri gibi bazı desteklerin süresinin 30 Mayıs’ta dolacağına dikkat çekti. Çandır, “Bu desteklerin salgın süresince, en azından yılsonuna kadar uzatılmasını talep ediyoruz Üzerimizde birikmiş olan ve halen hepimizi hayati ölçüde zorlayan yüklerin hiç olmazsa bir bölümünün hafifletilmesi, varlığımızı sürdürmek için zorunludur” diye konuştu. ATB meslek komitelerinde de dile getirildiği gibi turizm ve hizmet sektörünün felç olmasının sektöre ciddi maliyetler yüklediğini belirten Çandır, kısa çalışma ödeneğinin en azından yılsonuna kadar uzatılmasını talep etti. Çandır, uzun bir süredir talep ettikleri kamuya olan birikmiş ödemelerin ve 2021 yılı ödemelerinin, 2023 yılına kadar ertelenmesi talebini yineledi. Çandır, “Bu sayede birikmiş ve bu yılki cari ödemelerimizi gerçekleştirme konusunda bir kapasiteye ulaşabiliriz” dedi. BORCUMUZU ÖDEME GÜCÜMÜZ YOK Ticaret hacminin bir yıldan fazla bir süredir zayıf seyrettiğini, piyasadaki en yaygın ödeme aracı olan çekle işlem hacminin ciddi bir düşüş eğiliminde olduğunu dile getiren Çandır, şunları kaydetti: “Son üç aylık ortalama hacim de aleyhimize gelişmektedir. Türkiye’de ortalama hacim yüzde 42 artarken Antalya’mızda ancak yüzde 20 civarında artabilmiştir. Yani canlanmada bile ortalamanın ancak yarısı kadar bir hareketlilik yaşayabilmişiz. Ticaretteki bu zayıflığa rağmen kredi büyümemiz, ortalama büyümenin üzerinde seyretmektedir. Son ayda Antalya’mızın kredi büyümesi yıllık yüzde 43 iken Türkiye ortalaması yüzde 30 civarında olmuştur. Uzun bir süredir bu eğilim aynen devam etmektedir. Böylece borcuna sadık kentler arasındaki seçkin yerimizi korumaya devam etmekteyiz. Alınan kredilerin çevrilmesi, cari faiz hadlerinden olmamalıdır. Çünkü geçen yıl Türkiye ortalamasının iki kat üzerinde borçlanmak zorunda kalan Antalya iş dünyasının bu borçların tamamını ödeme gücü yoktur. Onun yerine borç çevirme oranını düşürme eğilimi hakimdir. Ancak bu çevirmenin de ödenebilir bir faiz haddiyle yapılması şarttır. Karar vericilerimizden kapsayıcı ve makul bir maliyetle bu çevirmeye destek sağlamasını talep etmekteyiz” . TARIMSAL İHRACATTA LİDERİZ Antalya’nın tarımsal ihracatta ortalamanın üzerinde bir performans gösterdiğini belirten Çandır, “Nisan ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre toplam tarım ve gıda kaleminde Türkiye genelinde yüzde 34’lük artış yaşanmışken Antalya’da yüzde 65’lik bir artış söz konusudur. İhracatımız uzun bir süredir artmakta ancak birim fiyat düşmektedir. Yılbaşından bu yana açıklanan verilerle birlikte, tarımsal ihracatımız yüzde 42 artmışken Türkiye’de bu artış yüzde 15 civarında kalmıştır. Genel ihracatta da Türkiye ortalamasının üzerinde bir performans göstermiş durumdayız. Toplam ihracatta Antalya’daki yüzde 34’lük artışa karşılık, ülkemiz ihracatı yüzde 31 artmıştır. Bu fırsatla ihracatımızda katkısı bulunan üreticilerimize, üreticilerin emeğini kıymetlendiren komisyoncu, tüccar ve ihracatçı arkadaşlarımız ile üyelerimize teşekkür ediyorum” diye konuştu. TARIMA GÖZÜMÜZ GİBİ BAKMALIYIZ Dünya tarım ve gıda fiyatlarının son 10 yılın üzerinde seyrettiğini ve artışın devam edeceği yönünde değerlendirmeler olduğunu söyleyen Çandır, mısır, buğday ve pamuk gibi ürünlerin yanı sıra meyvede de dünya fiyatlarında ciddi bir artış olduğunu belirtti. Çandır, “Tarımsal varlığımıza artık gözümüz gibi bakmalı, korumalı ve geliştirmeliyiz. Bilim insanlarının ifade ettiği gibi medeniyet tarımdadır” dedi. 5 İSTİHDAMDAN BİRİ TARIMDA Tarım sektörünün ülkemizin tam da ihtiyaç duyduğu mavi ve beyaz yakalı istihdam için en düşük maliyetli potansiyel bir kaynak olduğunu söyleyen Çandır, “Öyle ki sektörümüz, milli gelir içerisinde yüzde 6’lık paya sahip olmasına rağmen toplam istihdamın yüzde 21’ini bünyesinde barındırmaktadır. Üstelik tarımın yarattığı istihdam büyük ölçüde kırsal kesim istihdamıdır ve bu açıdan da çok kıymetli bir görevi yerine getirmektedir. Sonuç olarak tarım sektörü artık stratejik bir sektör olmanın ötesinde gerçek bir beka sorunu oluşturma konumuna gelmiştir” diye konuştu. BUĞDAYDA KAYIP YIL Tarım sektöründe buğdayın stratejik ürün olduğunu vurgulayan ATB Başkanı Çandır, “İklim nedeniyle başta buğday olmak üzere tarla bitkileri üretiminde kayıplar yaşayacağımız bir yıl ile karşı karşıyayız” dedi. Antalya’da buğday hasadının başladığını belirten Çandır, bereketli bir hasat dönemi diledi. Sahadan gelen haberlerin iç açıcı olmadığını söyleyen Çandır, “Üyelerimiz sahil kesiminde tahmini olarak dekara ortalama 350 kilogram, yaylada ise çok daha düşük bir rekolte beklediklerini ifade ediyor. Kalite hakkında net bir yorumda bulunmak içinse henüz erken. Bu arada her ne kadar Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 266 bin ton buğday üretimimiz görünse de üyelerimizle yapmış olduğumuz hesaplarda kentimizdeki buğday üretim miktarının iyimser tahminlerle 120-150 bin ton aralığında olduğunu da sizlerle paylaşmak isterim” diye konuştu. DÜŞÜK FAİZLİ VE HASAT SONU ÖDEMELİ DESTEK KREDİSİ TALEBİ TÜİK verilerine göre, Antalya’nın 2020 yılında 924 bin dekar alanda 266 bin ton buğday üretimi ile ülkemiz buğday üretiminin yüzde 1.3’ünü gerçekleştirdiğini kaydeden Çandır, Elmalı’nın 62 bin ton, Korkuteli’nin 55 bin ton, Serik’in 42 bin ton, Manavgat’ın 26 bin ton, Aksu’nun 19 bin ton üretim gerçekleştirdiğini belirtti. Çandır, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin müdahale alım fiyatlarını açıklamasının piyasanın daha hakkaniyetli oluşması açısından olumlu olduğunu kaydederken, “Açıklanan fiyatların beklentiye yakın olduğunu düşünüyoruz. Ancak girdi fiyatlarına gelen zamlar sonrası önümüzdeki dönem ekimlerinde üreticinin zorlanacağını tahmin ediyoruz. Bu konuda zaman kaybetmeden ve sektör ayrımı yapmaksızın düşük faizli ve hasat sonu ödemeli üretime destek kredileri üzerinde çalışmaya başlanılmalıdır. Sektör ayrımı yapmaksızın diyorum. Çünkü süt, et ve mantarcılık gibi pek çok sektörümüz bu rekolte düşüklüğünden olumsuz etkilenecektir” diye konuştu. Sosyal yardımların kırsalda üretim yapan genç ve kadın üreticiler başta olmak üzere üretene yönelik planlanmasını isteyen Ali Çandır, tarımda kullanılan mazot ve diğer akaryakıt fiyatlarının da düşürülmesi gerektiğini vurguladı. GÜNDEMİMİZ SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK Borsa olarak 2021 yılında sürdürülebilirlik üzerine odaklandıklarını kaydeden Çandır, gerek Borsa gerekse Antalya Tarım Konseyi olarak iklim değişikliğine odaklandıklarını belirtti. Alanında uzman konukların katılımıyla birçok etkinlik düzenlediklerini, etkinliklerin devam edeceğini söyleyen Çandır, “Çünkü içerisinde bulunduğumuz dönem ve gelecekte ki en önemli tarımsal sorunuzun iklim değişikliği olacağı görüşündeyiz. Bu nedenle önümüzdeki dönemde üretimimizi ve ticaretimizi yalnızca kuraklığa göre değil son yıllarda kentimizde sıkça görülen sel ve hortum gibi afetleri de göz önünde bulundurarak planlamalıyız” dedi. Toplantılara katılan uzmanların Antalya’nın uzun yıllar ortalamasında yağışlar göreceğini belirttiğini ancak yağışların ekim-şubat dönemine sıkışmış ve afet yaratacak düzeyde olacağının söylediğini anımsatan Çandır, şunları söyledi: “Ürünlerimizin olgunlaşması için gerekli olan ilkbahar ve hatta yaz başı ile ekim için ihtiyaç duyulan sonbahar yağışlarında azalma yaşayacağız. Kaldı ki son birkaç yıldır da bu durumu yaşamaktayız. Diğer taraftan tarımsal ihracatımızda yüzde 50’nin üzerinde paya sahip Avrupa Birliği’nin önemsediği, bizim de üzerinde ciddi bir biçimde çalışmamız gereken ve AB’ye ihracat yapan diğer ülkelere göre büyük avantaja sahip olacağımız, ihracatımızı daha fazla artırma potansiyeli sunan ‘Yeşil Mutabakat’ konusunda hazırlıklı olmalıyız. Önümüzdeki günlerde üyelerimizin de talebiyle bu konuyu daha derinlemesine tartışacağımız etkinlikler düzenleyeceğiz”. 2 BİN FUTBOL SAHASI TARIM TOPRAĞI İNŞAATA KURBAN ATB Başkanı Ali Çandır, yarattığı katma değerden istihdama, elde edilen gelirden yapılan harcamalara kadar tüm faaliyetleriyle kırsalda yaşamayı motive eden tarım sektörünün kent merkezindeki ticareti de geliştirdiğini kaydetti. Çandır, Antalya ekonomisinin yüzde 10’unun tarıma dayandığına dikkat çekti. Hal böyle iken, her yıl ortalama 2000 futbol sahası büyüklüğünde tarım toprağının imara ve inşaata kurban edildiğini bildiren Başkan Ali Çandır, “2018 Ekim ayında Bozova, Demre, Kınık, Kumluca, Manavgat, Serik, Söğüt ve Zümrütova Büyük Ova Koruma Alanı olarak ilan edilmişti. Bu ovalarımıza ek olarak 8 Mayıs tarihli Cumhurbaşkanı Kararı’nca toplam 23.496 hektar büyüklüğündeki; Ayanlar, Bahçeyaka, Gökpınar, Karataş, Kırkpınar ve Korkuteli ovalarımızda Büyük Ova Koruma Alanı olarak ilan edildi. Böylece 14 ovamız koruma altına alınmış oldu. Emeği geçen herkese teşekkür ediyor, kentimiz tarım topraklarının daha fazla korunmasını talep ediyoruz” dedi. ULVİ YEREBAKAN VE AHMET BOZTAŞ’I ANDI ATB Başkanı Ali Çandır, 1950-2005 yılları arasında 55 yıl boyunca Borsa’nın her kademesinde görev almış, 1978-1981 yılları arasında Yönetim Kurulu Başkanlığı ve 1987-1992 yılları arasında Meclis Başkanlığı görevinde bulunmuş, 36 yıl TOBB delegeliği yaparak Borsa’yı temsil etmiş ve Antalya Ticaret ve Sanayi Odası ile Batı Akdeniz Ekonomisini Geliştirme Vakfı Yönetim Kurulu’nda görev almış Ulvi Yerebakan’ı kaybetmenin üzüntüsünü yaşadığını kaydetti. Çandır, “Yıllarca pamuk ticaretiyle uğraşan Ulvi Başkanımız geçtiğimiz ay kaybettiğimiz İlhami Gönen Başkanımız gibi Borsamızda büyük emeğe sahip kişilerin başında gelmektedir. Kıymetli büyüğümüze Allah’tan rahmet, ailesine, sevenlerine ve camiamıza baş sağlığı diliyorum. Mekanı cennet olsun. Ulvi Başkanımızın nezdinde sonsuzluğa intikal etmiş tüm başkanlarımıza da Allah’tan rahmet, hayatta olanlara sağlık ve uzun ömürler diliyorum” diye konuştu. Koronarvirüs tedavisi gördüğü hastanede yaşamını yitiren Manavgat Ticaret Ve Sanayi Odası (MATSO) Başkanı Ahmet Boztaş’ı kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşadığını kaydeden Ali Çandır, “Manavgat aşığı ve memleket sevdalısı bir insanı, güzel bir dostu ve iyi bir arkadaşı kaybettik. Ahmet Başkanımıza Allah’tan rahmet, ailesine, sevenlerine ve camiamıza baş sağlığı diliyorum” dedi. Çandır, yapılan seçimle MATSO Yönetim Kurulu Başkanlığına seçilen Seydi Tahsin Güngör’e başarılar diledi. Meclis’te üyeleri daha sonra sektörleriyle ilgili değerlendirmelerde bulundu.  

Detaylar...

PANDEMİDE TARIM EĞİTİMLERİ 6 AYDA 260 BİN KİŞİYE ULAŞTI
Antalya Ticaret Borsası ile Antalya Tarım ve Orman Müdürlüğü arasında 1 Aralık 2020 tarihinde Antalya Valisi Ersin Yazıcı’nın katılımıyla imzalanan protokolle hayata geçirilen pandemide tarım eğitimleri, rekor sayıda kişiye ulaştı. Protokolün imzalandığı 1 Aralık 2020 tarihinden bugüne toplam 9 ana başlıkta 80 tarımsal eğitim programı düzenlenirken, eğitimlerde 260 bin kişiye ulaşıldı. Eğitime katılan 10 bin kişiye de katılım sertifikası verildi. EĞİTİMLER PROFESÖRDEN Ramazan ayı boyunca devam eden Süt Akademisi ve Ziraat Vakti programlarında 45 bin kişiye ulaşan eğitim programlarına, “Profesörden Öğrenelim” başlığıyla düzenlenen ve 2 ay sürecek eğitimlerle devam ediliyor. Sert çekirdeklilerde budama tekniklerinden seralarda çevre kontrolüne, sera planlamasında iklim ve çevre etkilerinden moringa yetiştiriciliğine çok sayıda başlıkta verilen eğitimlerin tamamı profesör hocaların anlatımıyla izleyici ile buluşacak. ANTALYA TARIMSAL EĞİTİMDE DE LİDER Antalya Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Ali Çandır, Tarım ve Orman Müdürlüğü ile geçmişte de pek konuyla ilgili işbirliği yaptıklarını belirtirken, ancak 6 ay önce imzaladıkları protokolle pandemi döneminde tarımsal eğitim ve diğer konulardaki işbirliğini daha ileriye taşıdıklarını kaydetti. Pandemi döneminde, özellikle de sokağa çıkma yasağının uygulandığı dönemde verilen eğitimlere ilginin çok yoğun olduğunu söyleyen Başkan Çandır, tarımda Türkiye’nin lokomotifi olan Antalya’nın tarımsal eğitimde de ciddi bir ivme kazandığını ifade etti. Başta akademi dünyası olmak üzere tarımsal birikimin paylaşılmasının önemine dikkat çeken Çandır, “Tarımsal üretime katkı sağlayan eğitim programlarımıza devam edeceğiz. Başta İl Müdürümüz Gökhan Karaca olmak üzere, eğitimlerin düzenlenmesinde emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” diye konuştu. SADECE ÇİFTÇİ DEĞİL HER KESİMDEN İLGİ YOĞUN Antalya Tarım ve Orman Müdürü Gökhan Karaca, peynirden süte, ekmekten meyve yetiştiriciliğine, tıbbi aromatik bitkilerden sığır yetiştiriciliğine ve biyoyakıt bitkilere kadar çok geniş yelpazede online ve interaktif tarım eğitim programları düzenlediklerini belirtti. Eğitimlere sadece çiftçilerin değil toplumun her kesiminden binlerce kişinin ilgi gösterdiğine dikkat çeken Karaca, “Amacımız tarımsal üretimin kalitesini artırmak. Tarımla ilgilenen herkesin bu işi bilinçli bir şekilde yapmasını sağlamak. Geldiğimiz nokta ne kadar doğru bir yolda olduğumuzu gösteriyor. Antalya Ticaret Borsası ile yaptığımız işbirliği çerçevesinde tarımsal eğitimlerimize devam edeceğiz. Emek veren herkese teşekkür ediyorum” diye konuştu.  

Detaylar...

“SİZİN ORALARIN NESİ MEŞHUR” MALATYA’DA
Antalya Ticaret Borsası ile Antalya Tarım ve Orman Müdürlüğü işbirliğinde yayınlanan “Sizin Oraların Nesi Meşhur?” programının bu haftaki konuğu Malatya oldu. Gürsel Cingöz moderatörlüğünde düzenlenen programda, kayısının başkenti Malatya’nın yöresel ve coğrafi işaretli ürünleri konuşuldu. Programa, Malatya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Oğuzhan Ata Sadıkoğlu, Malatya Ticaret Borsası Başkanı Ramazan Özcan, Fırat Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Dr. Abdulvahap Yoğunlu, Malatya Tarım ve Orman Müdürü Tahir Macit katıldı. Cİ’Lİ MALATYA KAYISISI İÇİN PUL BASTIRILACAK Malatya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Oğuzhan Ata Sadıkoğlu, kayısının Malatya’nın en önemli ürünlerinden biri olduğunu belirtirken, kayısıya AB Coğrafi İşaret Tescil Belgesi aldıklarını anımsattı. Malatya’da 8 milyon kayısı ağacının bulunduğu, kayısının 50 bin ailenin geçimini sağladığı, 115 ülkeye ihraç edildiğini kaydeden Sadıkoğlu, 90 bin ton ihracatla 266 milyon dolar gelir elde ettiklerini söyledi. Sadıkoğlu, “Tescilli kayısımızı ülke çapında ve yurt dışında marka haline dönüştürmeyle ilgili çalışmamız var. Postane ile görüşüyoruz coğrafi işaret belgesiyle kayısımız için pul bastırıp, dünyanın her yerine bu pulla kayısımızı göndermek istiyoruz” diye konuştu. Yöresel Ürünler Fuarı YÖREX’in yöresel ürünlerin tanıtımı açısından çok önemli olduğunu kaydeden Sadıkoğlu, “YÖREX’te yüzlerce yöresel ürünü birlikte görme fırsatımız oluyor. TOBB Başkanımız Rifat Hisarcıklıoğlu YÖREX’te tüm stantları gezerek farkındalık yaratmaya çalışıyor. YÖREX’in mimarı Ali Çandır’a çabaları için teşekkür ediyorum. Bu yıl YÖREX’te buluşmayı diliyorum” dedi. Malatya Ticaret Borsası Başkanı Ramazan Özcan, Malatya’nın 13 coğrafi işaretli ürünü olduğunu, 13 de tescil bekleyen ürünün olduğunu bildirirken, Cİ belgesini ürünün korunması ve ticareti için en etkin şekilde kullanılması gerektiğini söyledi. Cİ’li ürünlerin ekonomik olarak karşılığının olduğunu belirten Özcan, Cİ’li ürünlerin 2 kat fazla fiyatla satılabildiğini belirtti. YÖREX YÖRESEL ÜRÜNLERİN TANITILMASINDA İYİ BİR FIRSAT Fırat Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Dr. Abdulvahap Yoğunlu, bereketli coğrafya üzerinde kurulu Malatya’nın yöresel ürün zengini olduğunu söyledi. Kırsalda nüfusun azalmasının önüne geçmek için kırsal kalkınmanın önemli olduğunu, kalkınmada da yöresel ürünlerini iyi bir araç olduğunu kaydeden Yoğunlu, Ajans olarak bir çok yöresel ürünün coğrafi işaret alması, ekonomiye kazandırılması ve yeni nesil platformlarda pazarlanmasına destek olduklarını kaydetti. Antalya Ticaret Borsası’nın düzenlediği YÖREX’e katıldıklarını, ürünlerini ulusal alanda tanıtmada iyi bir fırsat elde ettiklerini söyleyen Yoğunlu, “YÖREX, yöresel ürünlerimizin tanıtılmasını sağlayan önemli bir platform. Bununla ilgili etkinlik ve programlara devam etmek çok önemli. Bu milli bir mesele. Fuarı düzenleyen Sayın Ali Çandır ve ekibine teşekkür ediyorum. 2019 yılındaki YÖREX’te tüm kalkınma ajanslarının katılımında koordinatör olarak çalıştık. Salgının azalmasıyla birlikte YÖREX’in bu yıl yapılmasını arzuluyor, yöresel ürünlerimizle bu yıl YÖREX’te olmak istiyoruz” diye konuştu. Malatya Tarım ve Orman Müdürü Tahir Macit, Malatya’nın meyvecilik ve bağcılık konusunda derin bir tarihe sahip olduğunu söyledi. “Malatya dünyaya kayısı konusunda nam salmış bir kent” diyen Macit, bir çok meyvenin gen merkezi olan Malatya’nın yöresel ürün zenginliğinde bu altyapının önemine dikkat çekti.  

Detaylar...

HUBUBATTA HASAT ÖNCESİ SEKTÖREL ANALİZ TOPLANTISI
Antalya Ticaret Borsası(ATB), hububat hasadı öncesinde yaşanan sorunlar ve çözüm önerilerini görüşmek üzere Hububat Sektörel Analiz Toplantısı düzenledi. ATB Başkan Yardımcısı Halil Bülbül’ün başkanlığında online yapılan toplantıya, ATB 1. Meslek Komitesi üyeleri, sektör temsilcileri ve kurum temsilcileri katıldı. ATB Başkan Yardımcısı Halil Bülbül, her yıl hasat öncesi düzenledikleri hububat sektörel analiz toplantısını, bu yıl da geniş katılımla düzenlediklerini belirtirken, yeni sezonun bereketli geçmesini diledi. Bülbül, tarımda en büyük sorunun ölçek sorunu olduğunu vurgularken, “Ölçek sorununu çözemediğimiz sürece tarımda sorunların üstesinden gelemeyiz” dedi. Bülbül, katılımcılara katkıları nedeniyle teşekkür etti. SULAMA FONU ÖNERİSİ Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Taner Akar, Türkiye’nin ciddi bir kuraklık tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söylerken, bunun buğdayda rekolte ve verimi etkileyeceğini kaydetti. Kuraklığın iç piyasada buğday fiyatlarını dalgalandıracağını kaydeden Akar, “Yapılan araştırmalar bize kuraklık yıllarının gıda fiyatlarını ve enflasyonu tetiklediğini gösteriyor. Gıdanın, enflasyona etkisi yüzde 30’larda. Bu nedenle önlemimizi almalıyız” dedi. Türkiye’de buğdayın yüzde 75’inin kuru tarım alanlarında üretildiğine dikkat çeken Akar, “Ülkemizde 2.5 milyon hektar sulanması gereken arazi var. Sulama yapabileceğimiz alanda buğday üretimi yapsak rekoltemiz yüzde 50 artar. Buğday sulanmaz diye önyargı var, bunu kırmalıyız. Gıda güvenliğini garanti altına almak için sulanabilir alanlara ihtiyacımız var. Bunun için sulama fonu oluşturmalıyız. Karar vericiler acilen bunu gündemine almalı” diye konuştu. OVALARDA HUBUBAT ÜRETELİM Taner Akar, özellikle Akdeniz bölgesinde muz, zeytin, narenciye gibi ürünlerin dağların eteklerinde yetiştirilmesini, ovaların temel ihtiyaç olan hububat üretimine ayrılmasını gerektiğini vurgularken, ”Bu noktada destekleme politikalarını gözden geçirmeliyiz. Ovalarımız çok yıllık ağaçlar yerine soya, mısır, buğdayı gibi ürünlerin üretimine açılmalı” dedi BU YIL BUĞDAY FİYATI ÇOK KONUŞULACAK Toprak Mahsulleri Ofisi eski Genel Müdürü İsmail Kemaloğlu, Koronavirüs döneminde 80 ülkenin kısıtlamadan, ihracat yasağına dış ticaret rejimine yönelik önlemler aldığını, 30 ülkenin ise tarım ve gıda ticaretiyle ilgili önlemler aldığını belirterek, kendi kedine yeter hale gelmenin önemini vurguladı. Bu yıl kuraklık nedeniyle buğday fiyatının çok konuşulacağını kaydeden Kemaloğlu, daha fazla ithalatın gündeme gelebileceğini söyledi. ÜRETİMDE SIKINTI YOK GIDAYA ULAŞIM POLİTİKALARLA İLGİLİ Buğdayda dünyada üretimle ilgili risk olmadığını, 790 milyon tona yakın üretim, 300 milyona yakın stok devri beklendiğini kaydeden Kemaloğlu, buna rağmen fiyatta yüzde 30’un üzerinde artışın konuşulduğuna dikkat çekti. Kemaloğlu, hububatta fiyat artışının nedeninin ihracatçı ülkelerin kota gibi önlemlerle piyasayı etkilemesi olduğunu kaydetti. Buğdayın ihracatında 4 aktör ülke olduğunu belirten Kemaloğlu, Türkiye’nin temel tarım ürünlerini ithal eden bir ülke olduğunu kaydetti. İsmail Kemaloğlu, TL’nin yüzde 30-50 arası değer kaybı ve kur artışının ithal maliyetini artırdığına dikkat çekerken, açıklanan hububat fiyatlarının dünya fiyatları ve ithal maliyetlerinin gerisinde olduğunu vurguladı. İsmail Kemaloğlu, “Çiftçi desteklenmeli. Çiftçi olmazsa bunları bile konuşamayız. Girdinin maliyeti neyse çıktıya da bu fiyatlar yansır. Çiftçi sonuna kadar desteklenmeli ama bu sadece fiyat odaklı olmamalı” diye konuştu. TMO SATIŞ FİYATINI ACİLEN AÇIKLAMALI Hububatın yem sanayi ve un sanayinin ana hammaddesi olduğunu belirten Kemaloğlu, TMO’nun acilen satış fiyatını açıklaması gerektiğini söyledi. Kemaloğlu, “Beklenti ve fiyatta dedikoduyu yönetmek lazım. Elinde mal olan satmıyor, alıcı kaçtan alacağını bilmiyor. Bu nedenle satış fiyatı acilen açıklanmalı” dedi. ÇİFTÇİ YÜKSEK GİRDİLERLE BAŞ EDEMİYOR Ziraat Odası Başkanı Nazif Alp, girdi fiyatlarındaki yüksekliğe dikkat çekerken, üreticinin hububat üretiminden vazgeçmeye başladığını söyledi. Alp, “’Bütün arazileri ekelim, arazi boş kalmasın’ deniyor, 25 kg olan gübrenin fiyatı 400-5TL iken, 1 kg tarım ilacının fiyatı 2 bin 500 TL iken çiftçi nasıl üretim yapsın. Devlet bizi desteklerse biz üretiriz. Para kazanan çiftçi asgari ücrete dönüp bakmaz. Üretmezsek hangi parayla kaç gün ithalat yaparız varın siz düşünün” diye konuştu. Manavgat Ziraat Odası Başkanı Rasim Metin, buğday kilogram fiyatının 2250 TL olarak açıklandığını belirtirken, “Biz bu rakama sevinemeden arkasından mazota zam geldi. 1 yılda mazota ödediğimiz fark yüzde 32 arttı. Buğday üretiminde girdi fiyatları belliyken, üretici bu şartlarda üretim yapamaz. İthalata ödediğimiz paraları buğday üreticisine destek olarak versek çiftçi üretimine yönelir” dedi. Metin, anız yakımı konusunda üreticileri uyarırken, “Toprağa ve topraktaki canlıya zarar veren anız yakma işinden vazgeçelim” dedi. YAYLA BUĞDAYINDA VERİM KAYBI BATEM uzmanı Ali Koç, Antalya’da bu yıl buğday veriminde sahil kesiminde çok büyük verim kaybı olmayacağını ancak yayla kesiminde yağmurun yeterince yağmaması nedeniyle yüzde 20-60 arasında verim kaybı beklendiğini bildirdi. Antalya Tarım ve Orman Müdürlüğü Bitkisel Üretim Şube Müdürü Safinaz Arslan, bu yıl hububatta süne sıkıntısı olmadığını bildirirken, “Genel anlamda hububatta hastalıklı bir dönem geçirmiyoruz” dedi. ERKEN HASAT BÜYÜK SORUN ATB 1. Meslek Komitesi Üyesi Nuri Büyükselçuk, hububatta zor bir dönemden geçtiklerini belirterek, artan hububat fiyatlarının yem fiyatlarına dolayısıyla et ve süt fiyatlarına yansıdığına dikkat çekti. Büyükselçuk sanayici olarak üreticinin ürününü yüksek fiyattan satmasını istediklerini belirterek, “Eğer çiftçi kazanamazsa, biz işleyecek ürün bulamayız. Devlet desteği şart” dedi. 1. Komite Üyesi, Murat Köseoğlu bu yıl yaşanan saman sıkıntısı nedeniyle biçerdöverin buğdayı dipten hasat ettiğini bildirirken, buna önlem alınmasını istedi. Köseoğlu, erken hasadın da bu yıl buğdayda kalite kaybına neden olacağını söyledi. 1. Komite üyesi Ahmet Yılmaz, Elmalı’da ciddi kuraklık yaşandığını belirterek, bunun buğdayda rekolte ve verim kaybına neden olduğunu ifade etti. 1. Komite üyesi Yusuf Sarıcalar da yaylada buğdayda yüzde 60’a varan verim kaybı beklediklerini bildirdi. Sanayici Oğuz Kırtız, cari açığın olduğu, kur riskiyle karşı karşıya olunan bir dönemde ithalattan yana olmadıklarını söylerken, “Sanayici olarak bizler yerli malı kullanmak istiyoruz. Bunun için üretici doğru ve zamanında desteklenmeli” dedi.  

Detaylar...

ATB ESKİ BAŞKANI ULVİ YEREBAKAN YAŞAMINI YİTİRDİ
Antalya Ticaret Borsası’nın eski başkanlarından Ulvi Yerebakan 91 yaşında yaşamını yitirdi. 1930 yılında Antalya’da doğan Ulvi Yerebakan, 1950’de üyesi olduğu Borsa’da 2005 yılına kadar aktif olarak görev aldı. Antalya Ticaret Borsası’nda 1978-1981 yılları arasında Yönetim Kurulu Başkanlığı, 1987-1992 yılları arasında da Meclis Başkanlığı yapan Ulvi Yerebakan, borsanın çeşitli organlarında çalıştı. Müziğe olan tutkusuyla bilinen Yerebakan, Antalya’nın en renkli simaları arasında yer alıyordu. Yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle yaşamını yitiren Ulvi Yerebakan, Andızlı Mezarlığı’nda toprağa verildi. ÇANDIR’DAN BAŞSAĞLIĞI MESAJI Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, Antalya’da ticaretinin gelişmesine katkı sağlayan Ulvi Yerebakan’ı kaybetmenin üzüntüsünü yaşadığını kaydetti. Yaşama sevinciyle tanıdığı Yerebakan’a Allah’tan rahmet dileyen Çandır, Yerebakan’ın ailesine ve sevenlerine başsağlığı dileklerini iletti.  

Detaylar...

ATB BAŞKANI ÇANDIR’DAN 19 MAYIS MESAJI
Antalya Ticaret Borsası (ATB) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Çandır, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı nedeniyle mesaj yayımladı. Ali Çandır, mesajında şunları kaydetti: “Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 102 yıl önce 19 Mayıs’ta Samsun’dan başlattığı mücadele, Türk Milleti’nin bağımsızlık zaferinin tohumudur. Atatürk’ün milletiyle verdiği bağımsızlık mücadelesi, ülkemizle sınırlı kalmamış dünyada bağımsızlık hareketleri dönemini başlatarak mazlum milletlerin mücadelesine de örnek olmuştur. Ata’mız, kurtuluş mücadelesiyle ülkemizi sadece işgalden kurtarmayı değil, askeri ve siyasi bağımsızlığın yanında ekonomik, hukuki, kültürel her alanda bağımsızlığı hedeflemiştir. Ata’mız, zaferle taçlanan Kurtuluş Savaşı’ndan sonra çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşma hedefiyle çok önemli devrimleri de hayata geçirmiştir. Bu devrimleri ise gelecek olarak gördüğü gençliğe emanet etmiştir. İçerisinde bulunduğumuz tüm sıkıntıların üstesinden ancak kendi gücümü, potansiyelimiz ve irademizle gelebiliriz. Türk milleti, insan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü, ekonomik bağımsızlık anlayışı ile ülkemizi kalkındırmak için daha çok çalışacak, devraldığı bayrağı daha ileri taşıyacaktır. Bu, Ata’mızın bize en anlamlı öğretisidir. Milli mücadelenin önderi Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını, vatanımız için canını feda etmiş şehitlerimizi rahmet, saygı ve minnetle anıyorum. 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutluyorum.”  

Detaylar...